“Mehmet Akif Ersoy ve Bir Bağımsızlık Bildirgesi: İstiklal Marşı” Konulu Konferans Düzenlendi


Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu tarafından, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 99. yıldönümü sebebiyle “ Mehmet Akif Ersoy Ve Bir Bağımsızlık Bildirgesi: İstiklal Marşı” konulu konferans düzenlendi.

Ethem Erkoç Konferans Salonu’nda gerçekleşen Konferansa, Hitit Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zekeriya IŞIK, Öğretim Elemanları ve Öğrenciler katıldı.

Konferansa konuşmacı olarak katılan Hitit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zekeriya IŞIK, öncelikle Mehmet Akif Ersoy’un entelektüel kimliğine, halk adamı ve sivil toplumcu kişiliğine değindi. Işık, Akif’in hem İslami ilimler hem Pozitif bilimler açısından hem de yabancı dil açısından donanımlı entelektüel bir şahsiyet olduğunu ifade etti.

Mehmet Akif’in dava adamı, müellif, edip, şair yönlerini anlatan Işık, onun neredeyse bütün şiir ve yazılarının çıktığı Sırat-ı Müstakim mecmuasının başyazarlığını yaparken devre dair ıstıraplarını, atiye dair hayallerini yansıttığını ve bunların gerçekleştirilmesini Asım’ın nesli olarak tarif ettiği gençlere bıraktığını kaydetti. Akif’in, ezilen, örselenen, itilen kakılan, emperyalizme karşı bir varoluş ve diriliş mücadelesi veren bir milletin sinesinden çıkmış bir dava adamı olduğunu belirtti. 

Çanakkale Destanı adlı eşsiz şiirini Çanakkale Cephesi’ni hiç görmeden çölün ortasında yüreği ile görerek içinden hissederek bir duygu seli ile yazdığına dikkat çeken Işık,  şunları söyledi: “Akif, hayatının her döneminde ülkenin ve ümmetin dertleriyle dertlenmiş büyük bir dava adamıdır. Daha Balkan Savaşı sırasında kurulan ve Milli Mücadele’nin örgütlenmesinde temel teşkil eden Müdafaa-i Millîye Cemiyeti’ne bağlı Hey’et-i Tenviriyye teşkilatına katılmıştır. Müdafaa-i Millîye Cemiyeti, Milli Mücadele yıllarında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin ve Kuva-i Millîye’nin özünü teşkil eder. İşte Akif,  özün içindeki çekirdektir.”

Işık, milli şairimizin Milli Mücadele’ye sağladığı katkıları şöyle aktardı: “Akif, Balıkesir, Kastamonu ve Ankara başta olmak üzere karış karış Anadolu’yu ve cepheleri gezerek halka ve orduya yaptığı konuşmalar Milli Mücadeleye manevi bir güç katmıştır. 11 ilde çalışmalar yapmış, kimi zaman isyanları bastırmış, kimi zaman orduya katılımı artırmıştır. Kastamonu’da Nasrullah Camii kürsüsünden verdiği vaazın yayımlandığı Sebülürreşad’ın ilgili sayısı Gazi Mustafa Kemal’in emriyle Meclis bütçesinden para tahsis edilmek suretiyle bastırılarak cephelere gönderilmiştir. Akif bu tarihi vaazında: “Şimdiye kadar düşmana kaptırdığımız koca memleketlerin halkları hicret edecek yer bulabilmişlerdi(Anadolu). Allah’a sığınırız ki biz öyle bir akıbete mahkûm olursak başımızı sokabilecek bir delik bulamayız.” diyerek bağımsızlığın önemine vurgu yapmıştır. 

Tarihsel süreç içerisinde, bugün ümmetin hala kaçabildiği sığınabildiği yegâne coğrafya bu aziz milletin var olduğu, egemen olduğu, tam bağımsız olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anadolu olduğuna dikkat çeken Işık, bu nimetin şükrünü eda etmemiz ve bu ülkenin kalkınması için çok çalışmamız gerektiğini söyledi.

Işık, İstiklal Marşı’mızın ortaya çıkması ve kabulü ile ilgili süreci ise şöyle aktardı: “Maarif Vekâleti milli marş yazılması için bir yarışma açmış, yarışmaya 700 den fazla şiir gelmesine rağmen nitelikleri yeterli bulunmamıştır. Konulan para ödülü nedeniyle yarışmaya katılmayan Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, tarafından ikna edilmiştir. Mehmet Akif, Ankara’da Tacettin Dergâhına kapanarak İstiklal Marşı’nı yazmıştır. O’nun Türk ordusuna ithafen yazdığı bu şiir meclisin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda okunarak İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Meclis kararı gereğince para ödülü Akif’e verilmişse de o, kazandığı 500 Liralık ödülü Kızılay (Hilal-i Ahmer) bünyesindeki Darül Mesai Vakfı’na (Fakir kadın ve çocuklara meslek öğreten ve cepheye kıyafet gönderen vakıf) bağışlamıştır. Akif Milli mücadeleye olan büyük katkısıyla “Millî Mücadele’nin Manevi Lideri” olarak anılmıştır.”

Konuşmasında “Şehitler Tepesi” vurgusu yapan Işık, sözlerini şöyle tamamladı: “Şehitler tepesinde Hz. Hamzalar, Sultan Alparslanlar, Ahi Evranlar, Kosova meydanında Sultan Murad Hüdavendigarlar yatıyor. Şehitler tepesinde Fatih Sultan Mehmet Han, yetmiş iki yaşında seferde ordusunun başında Zigetvar önlerinde Kanuni Sultan Süleyman Han yatıyor. Çanakkale’de “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum”, Kurtuluş Savaşı’nda “Ya İstiklal Ya Ölüm” emirlerine muhatap olan Mehmetçik yatıyor. Kırk yıldır terörle mücadelede şehit düşen evlatlarımız yatıyor. Bugün ise Türkiye’mizi bir terör kuşatması altına almak için uğraş veren küresel işbirliğinden güç alan hainlere karşı Halep’te, İdlip’te, Cerablus’ta şehit olan yavrularımız yatıyor. Şehitler tepesi boş olmadığı için üç buçuk asır Selçuklu, altı asır Osmanlı Devleti yaşadı, Allah’ın izniyle ilelebet de Türkiye Cumhuriyeti Devleti yaşamaya devam edecektir.”




Erişilebilirlik

Yazı Boyutu:
Görünüm: