PORSUK HÖYÜK

(Zeyve Höyük)

Zeyve Höyük olarak da bilinen Porsuk Höyük, Niğde ilinin Ulukışla ilçesine 9 km uzaklıkta bulunmaktadır. Üçgen biçimindeki sit alanın doğu-batı uzunluğu 450 metre, kuzey-güney ucu ise 200 metredir. Kalınlığı 5.50-8.50 metre olan arkeolojik tabakalar, yer yer 16 metre yüksekliğe ulaşan doğal bir konglomera tablanın üzerinde yer almaktadır. Eskiçağ’da Kilikia Kapıları olarak adlandırılan Gülek Boğazı üzerinden Anadolu platosunu Akdeniz’e bağlayan güzergâh üzerindeki konumu, maden rezervleri ve orman örtüsü bakımından zengin Toros Dağları’nın kuzey eteklerinin yakınında yer almasının yanında, kuzey ve güneyden doğuda birleşen iki nehirle çevrili olan bu sit alanı avantajlı stratejik bir konuma sahiptir. Yüksekliği ile kuzey ve doğu yamaçlarının dikliği de yerleşime doğal bir kale görünümü kazandırmıştır. Porsuk’un Toros Dağları'nın kuzeyinde yer almasına rağmen, dağ silsilesini bütünüyle aşan Çiftehan Çayı’nın su toplama havzasına dâhil olduğunu belirtmek gerekir. Çiftehan Çayı, güneye doğru ilerleyerek Kilikia’da (MÖ 2. binyıldaki Kizzuwatna) Çakıt Suyu adını alır ve Seyhan Nehri’ne, ardından da Akdeniz’e ulaşır.

Porsuk ve Bulgarmaden Madenleri

Henüz yerleşimde herhangi bir metalürji atölyesi tespit edilmemiş olmakla birlikte, kazılar Porsuk’un yalnızca cevher ticaretini düzenlemeye yönelik bir gümrük ve kontrol noktası olmadığını, aynı zamanda cevherlerin doğrudan işlendiği ve dönüştürüldüğü önemli bir metalürji merkezi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu faaliyet, Geç Tunç Çağı’ndan itibaren kupelasyon izleriyle, özellikle Demir Çağı’nda polimetalik metalürjik üretimin varlığına tanıklık eden kalıntılarla ve ayrıca Helenistik ve Roma dönemleri de dâhil olmak üzere yerleşimin tüm iskân evrelerinde ele geçen cüruflar ve kurşun külçesi parçalarıyla belgelenmektedir.

Porsuk’ta Araştırmalar

William Ramsay, 1891’de burayı ziyaret ettikten sonra 1903’te bu höyükten bahseden ilk kişidir. Ramsay’den sonra Emil Forrer, 1926 yılında Hitit tipi tonozlu tünel şeklinde bir girişe (potern) dikkat çekmiş. 1960 yılında höyüğün batı eteğindeki yol inşaatı sırasında üzerinde Luvi hiyeroglif yazısı bulunan bir taş levha kepçeyle gün ışığına çıkarılmıştır. Birkaç yıl sonra, o zamanlar İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün (gelecekteki Fransiz Anadolu Araştırmaları Enstitüsü) müdürü olan Hititolog Emmanuel Laroche, bu yazıtın Geç Hitit Dönemine ait olduğunu ve MÖ 8. yüzyılın sonlarına tarihlenebileceğini önermiştir.

1968 yılında E. Laroche başkanlığında höyükte gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmalarının ardından, 1969-2022 yılları arasında Olivier Pelon (Lyon Üniversitesi), Dominique Beyer (Strasbourg Üniversitesi) ve Claire Barat (Hauts-de-France Politeknik Üniversitesi, Valenciennes) başkanlığında toplam 33 kazı sezonu yürütülmüştür. 2024 yılında kazı başkanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü adına ve Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı'nın mali desteğiyle, Éric Jean’a (Hitit Üniversitesi, Çorum) devredilmiştir.

İlk kazı sezonlarından itibaren, Kazı Alanı (Chantier) I’den IV’e kadar numaralandırılan dört kazı alanı açılmıştır. Kazı Alanı I ve III’te Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen bazı kalıntıların ortaya çıkarılmasının ardından, ana kayanın kısa sürede ortaya çıkması nedeniyle bu alanlardaki araştırmalara son verilmiştir. Bunun üzerine çalışmalar, yerleşimin batı ucunda yer alan Kazı Alanı II ile doğu ucunda konumlanan Kazı Alanı IV üzerinde yoğunlaştırılmıştır.

Gerek bu iki kazı alanı arasındaki geniş alanın özel mülkiyete ait parsellerden oluşması, gerekse Kazı Alanı IV’ün de 2016 yılında kesin olarak belirlendiği üzere özel bir parsel üzerinde bulunması nedeniyle, bu tarihten itibaren höyüğün yüzölçümünün yaklaşık %80’i kazılara erişilemez durumda kalmıştır. 2026 yılında ilk özel parsel satın alınmış ve ardından kamulaştırılmıştır. Kazı Alanı II’nin yakınında, höyüğün zirvesinde yer alan bu parsel 3700 m²’lik bir alanı kapsamaktadır. Bu edinim, daha geniş bir alanda geniş kapsamlı kazı çalışmalarının yürütülmesini mümkün kılacaktır. Bu edinimden önce, 2024 yılında höyüğün güneydoğu yamacında Kazı Alanı V açılmıştır.

Porsuk’un Tarihçesi

Kazı Alanı II’de ve 2015 yılına kadar Kazı Alanı IV’te yürütülen geniş kapsamlı kazılar, dört ana yerleşim dönemine karşılık gelen yedi mimari tabakayı ortaya çıkarmıştır. 2025 yılında Kazı Alanı V’te yürütülen kazılar ise beşinci bir yerleşim dönemini ortaya koymuştur.

Hitit Dönemi (MÖ 1620-1400 civarı)

Porsuk’un ilk yerleşim evresi (VI. Tabaka), Hitit Krallığı’nın yaklaşık MÖ 1650’de kuruluşundan birkaç on yıl sonrasına tarihlenmektedir. MÖ 1600 civarında yıkılan kent hemen ardından yeniden inşa edilmiş (Va Tabakası), daha sonra bir kez daha yıkılarak MÖ 15. yüzyılın sonlarına doğru terk edilmiştir (Vb Tabakası). Nitekim radyokarbon ve dendrokronolojik analizler, Porsuk’ta Geç Tunç Çağı’nın sonunun, Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 12. yüzyılın başlarına tarihlenen sonundan en az 200 yıl daha erken olduğunu ortaya koymuştur. Hitit Aşağı Ülkesi’nde, kuzeyde Hatti, batıda Arzawa ve güneyde Kizzuvatna arasında yer alan Porsuk, savunma mimarisi ve seramikleri bakımından belirgin bir Hitit kültürel ufkuna dâhildir. İlk kazılardan çok önce E. Forrer, Porsuk’un Hitit metinlerinde geçen Dunna ile özdeşleştirilmesini önermiştir. Ancak Dunna’ya ilişkin ilk kayıtların MÖ 14. yüzyılın ortalarında, I. Šuppiluliuma’nın hükümdarlığı dönemine tarihlenmesi nedeniyle, bu kayıtların Porsuk’a işaret etmesi mümkün değildir; zira Porsuk o tarihte en az yarım yüzyıldır terk edilmiş durumdaydı.

Geç Hitit Dönemi (MÖ 10. yüzyılın sonları-MÖ 8. yüzyılın sonları veya MÖ 7. yüzyıl)

Demir Çağı’nda (IV. ve III. Tabakalar), dört yüzyılı aşkın bir terk döneminin ardından Porsuk, Erken Demir Çağı’nın sonlarında yeniden iskân edilmiştir; bunu, MÖ 10. yüzyılın sonlarına tarihlenen birkaç seramik parçası göstermektedir. Bununla birlikte seramiklerin büyük bölümü Orta Demir Çağı’na (MÖ 9.-8. yüzyıllar), özellikle de Luvi Tuwana (klasik Tyana) Krallığı’nın altın çağını yaşadığı MÖ 8. yüzyıla tarihlenmektedir. Gerek surların varlığı gerekse demir bir zırha ait demir pullar gibi buluntular ve daha önce söz edilen, general Parhwira tarafından yazılmış hiyeroglif yazıt, Porsuk’un askerî işlevine tanıklık etmektedir. Parhwira, MÖ 8. yüzyılın sonlarında veya MÖ 7. yüzyılın başlarında Tuwana kralının vasalı olan ya da bizzat Tuwana kralı olarak hüküm süren Masaurhisa’nın hizmetindeydi. Kazı Alanı IV’te, doğu surlarının bir kulesinin girişinin yakınında, 18 kulplu ve boğa başı bezemeli bir pithos ortaya çıkarılmıştır; üzerinde bulunan yaklaşık elli kurşun kenet, bu kabın Antik Çağ’da onarıldığını göstermektedir. Geç Demir Çağı’na tarihlenen seramik parçaları, Porsuk’un Tuwana Krallığı döneminden sonra, özellikle Ahamenişler döneminde de iskân edilmiş olabileceğine işaret etmektedir.

Helenistik ve Roma Dönemleri (MÖ 3. yüzyılın ortaları – MS 3. yüzyılın ortaları)

Porsuk’un Helenistik Dönem’de (II. Tabaka) kentleşmiş olması muhtemel olmakla birlikte, kentsel refahın izleri özellikle Roma Dönemi’nde (I. Tabaka) belirginleşmektedir. Bu durum, bilhassa özenle döşenmiş taş döşeli sokaklarda açıkça görülmektedir.

Orta Çağ Dönemi (MS 9.-14. yüzyıl?)

Porsuk daha sonra terk edilmiş ve Orta Çağ’da, özellikle doğu kesiminde, bir nekropol olarak kullanılmıştır. Bu alanda, mezar hediyelerinden yoksun 130’dan fazla gömü ortaya çıkarılmıştır. Radyokarbon analizleri, bu gömülerin MS 9.–12. yüzyıllara tarihlendiğini göstermektedir. Ölülerin sırtüstü ve başları batıda olacak şekilde, ayrıca elleri sıklıkla göğüste birleştirilerek gömülmüş olmaları, tipik Hristiyan ölü gömme uygulamalarının yapıldığını göstermektedir. İskelet malzemeler Hacettepe Üniversitesi İnsan Davranışsal Ekoloji ve Arkeometri Laboratuvarı’nda (IDEA Lab) korunmakta ve iskeletler üzerinde biyoarkeolojik incelemeler devam etmektedir.

2025 yılında ilk kez Kazı Alanı V’nin doğu kesiminde bir Orta Çağ yerleşimine ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntılar arasında İlhanlı Hanedanı’na (13.–14. yüzyıllar) tarihlenen bir sikkenin bulunması, nekropol döneminden daha geç bir iskân evresinin varlığına işaret etmektedir. 2026 yılında kazı alanının genişletilmesi, daha eski bir mimari evrenin de tespit edilmesini sağlamıştır; ancak bu evrenin tarihlendirilmesi henüz belirlenememiştir.

Porsuk’un Kültürel Mirasının Gelecek Kuşaklara Aktarılması

Ekibin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) Prof. Dr. Fatma Cânâ Bilsel ile iş birliği içinde yeni bir kazı evi ve yeni bir arkeolojik depo için mimari tasarım çalışmaları yürütülmektedir. Kazı evi karbon ayak izini azaltmak üzere, geleneksel kerpiç yapım tekniklerini yeniden yorumlayan yapı malzemeleri ve yapım teknikleri ile inşa edilecektir. Bu proje kapsamında, Hazine’ye ait 6040 m² büyüklüğündeki bir arazi 2025 yılında Porsuk Kazı Başkanlığı’nın kullanımına tahsis edilmiştir. Arazi, sit alanının hemen karşısında, batı tarafında yer almaktadır.

Ayrıca, sit alanın turistik açıdan geliştirilmesi de planlanmaktadır. Bu değerlendirme çalışmalarına, Kazı Alanı II’de yer alan Hitit Kapısı’nın koruma ve restorasyon projesiyle başlanacaktır. Söz konusu kapının duvarları taş subasman üzerine kerpiçten yapılmış, ahşap zincir ve alçı moloz dolgusuyla güçlendirilmiş olup, 6 metre yüksekliğinde

PORSUK HÖYÜK

(Zeyve Höyük)

Zeyve Höyük olarak da bilinen Porsuk Höyük, Niğde ilinin Ulukışla ilçesine 9 km uzaklıkta bulunmaktadır. Üçgen biçimindeki sit alanın doğu-batı uzunluğu 450 metre, kuzey-güney ucu ise 200 metredir. Kalınlığı 5.50-8.50 metre olan arkeolojik tabakalar, yer yer 16 metre yüksekliğe ulaşan doğal bir konglomera tablanın üzerinde yer almaktadır. Eskiçağ’da Kilikia Kapıları olarak adlandırılan Gülek Boğazı üzerinden Anadolu platosunu Akdeniz’e bağlayan güzergâh üzerindeki konumu, maden rezervleri ve orman örtüsü bakımından zengin Toros Dağları’nın kuzey eteklerinin yakınında yer almasının yanında, kuzey ve güneyden doğuda birleşen iki nehirle çevrili olan bu sit alanı avantajlı stratejik bir konuma sahiptir. Yüksekliği ile kuzey ve doğu yamaçlarının dikliği de yerleşime doğal bir kale görünümü kazandırmıştır. Porsuk’un Toros Dağları'nın kuzeyinde yer almasına rağmen, dağ silsilesini bütünüyle aşan Çiftehan Çayı’nın su toplama havzasına dâhil olduğunu belirtmek gerekir. Çiftehan Çayı, güneye doğru ilerleyerek Kilikia’da (MÖ 2. binyıldaki Kizzuwatna) Çakıt Suyu adını alır ve Seyhan Nehri’ne, ardından da Akdeniz’e ulaşır.

Porsuk ve Bulgarmaden Madenleri

Henüz yerleşimde herhangi bir metalürji atölyesi tespit edilmemiş olmakla birlikte, kazılar Porsuk’un yalnızca cevher ticaretini düzenlemeye yönelik bir gümrük ve kontrol noktası olmadığını, aynı zamanda cevherlerin doğrudan işlendiği ve dönüştürüldüğü önemli bir metalürji merkezi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu faaliyet, Geç Tunç Çağı’ndan itibaren kupelasyon izleriyle, özellikle Demir Çağı’nda polimetalik metalürjik üretimin varlığına tanıklık eden kalıntılarla ve ayrıca Helenistik ve Roma dönemleri de dâhil olmak üzere yerleşimin tüm iskân evrelerinde ele geçen cüruflar ve kurşun külçesi parçalarıyla belgelenmektedir.

Porsuk’ta Araştırmalar

William Ramsay, 1891’de burayı ziyaret ettikten sonra 1903’te bu höyükten bahseden ilk kişidir. Ramsay’den sonra Emil Forrer, 1926 yılında Hitit tipi tonozlu tünel şeklinde bir girişe (potern) dikkat çekmiş. 1960 yılında höyüğün batı eteğindeki yol inşaatı sırasında üzerinde Luvi hiyeroglif yazısı bulunan bir taş levha kepçeyle gün ışığına çıkarılmıştır. Birkaç yıl sonra, o zamanlar İstanbul Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün (gelecekteki Fransiz Anadolu Araştırmaları Enstitüsü) müdürü olan Hititolog Emmanuel Laroche, bu yazıtın Geç Hitit Dönemine ait olduğunu ve MÖ 8. yüzyılın sonlarına tarihlenebileceğini önermiştir.

1968 yılında E. Laroche başkanlığında höyükte gerçekleştirilen yüzey araştırmaları ve sondaj çalışmalarının ardından, 1969-2022 yılları arasında Olivier Pelon (Lyon Üniversitesi), Dominique Beyer (Strasbourg Üniversitesi) ve Claire Barat (Hauts-de-France Politeknik Üniversitesi, Valenciennes) başkanlığında toplam 33 kazı sezonu yürütülmüştür. 2024 yılında kazı başkanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü adına ve Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı'nın mali desteğiyle, Éric Jean’a (Hitit Üniversitesi, Çorum) devredilmiştir.

İlk kazı sezonlarından itibaren, Kazı Alanı (Chantier) I’den IV’e kadar numaralandırılan dört kazı alanı açılmıştır. Kazı Alanı I ve III’te Helenistik ve Roma dönemlerine tarihlenen bazı kalıntıların ortaya çıkarılmasının ardından, ana kayanın kısa sürede ortaya çıkması nedeniyle bu alanlardaki araştırmalara son verilmiştir. Bunun üzerine çalışmalar, yerleşimin batı ucunda yer alan Kazı Alanı II ile doğu ucunda konumlanan Kazı Alanı IV üzerinde yoğunlaştırılmıştır.

Gerek bu iki kazı alanı arasındaki geniş alanın özel mülkiyete ait parsellerden oluşması, gerekse Kazı Alanı IV’ün de 2016 yılında kesin olarak belirlendiği üzere özel bir parsel üzerinde bulunması nedeniyle, bu tarihten itibaren höyüğün yüzölçümünün yaklaşık %80’i kazılara erişilemez durumda kalmıştır. 2026 yılında ilk özel parsel satın alınmış ve ardından kamulaştırılmıştır. Kazı Alanı II’nin yakınında, höyüğün zirvesinde yer alan bu parsel 3700 m²’lik bir alanı kapsamaktadır. Bu edinim, daha geniş bir alanda geniş kapsamlı kazı çalışmalarının yürütülmesini mümkün kılacaktır. Bu edinimden önce, 2024 yılında höyüğün güneydoğu yamacında Kazı Alanı V açılmıştır.

Porsuk’un Tarihçesi

Kazı Alanı II’de ve 2015 yılına kadar Kazı Alanı IV’te yürütülen geniş kapsamlı kazılar, dört ana yerleşim dönemine karşılık gelen yedi mimari tabakayı ortaya çıkarmıştır. 2025 yılında Kazı Alanı V’te yürütülen kazılar ise beşinci bir yerleşim dönemini ortaya koymuştur.

Hitit Dönemi (MÖ 1620-1400 civarı)

Porsuk’un ilk yerleşim evresi (VI. Tabaka), Hitit Krallığı’nın yaklaşık MÖ 1650’de kuruluşundan birkaç on yıl sonrasına tarihlenmektedir. MÖ 1600 civarında yıkılan kent hemen ardından yeniden inşa edilmiş (Va Tabakası), daha sonra bir kez daha yıkılarak MÖ 15. yüzyılın sonlarına doğru terk edilmiştir (Vb Tabakası). Nitekim radyokarbon ve dendrokronolojik analizler, Porsuk’ta Geç Tunç Çağı’nın sonunun, Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 12. yüzyılın başlarına tarihlenen sonundan en az 200 yıl daha erken olduğunu ortaya koymuştur. Hitit Aşağı Ülkesi’nde, kuzeyde Hatti, batıda Arzawa ve güneyde Kizzuvatna arasında yer alan Porsuk, savunma mimarisi ve seramikleri bakımından belirgin bir Hitit kültürel ufkuna dâhildir. İlk kazılardan çok önce E. Forrer, Porsuk’un Hitit metinlerinde geçen Dunna ile özdeşleştirilmesini önermiştir. Ancak Dunna’ya ilişkin ilk kayıtların MÖ 14. yüzyılın ortalarında, I. Šuppiluliuma’nın hükümdarlığı dönemine tarihlenmesi nedeniyle, bu kayıtların Porsuk’a işaret etmesi mümkün değildir; zira Porsuk o tarihte en az yarım yüzyıldır terk edilmiş durumdaydı.

Geç Hitit Dönemi (MÖ 10. yüzyılın sonları-MÖ 8. yüzyılın sonları veya MÖ 7. yüzyıl)

Demir Çağı’nda (IV. ve III. Tabakalar), dört yüzyılı aşkın bir terk döneminin ardından Porsuk, Erken Demir Çağı’nın sonlarında yeniden iskân edilmiştir; bunu, MÖ 10. yüzyılın sonlarına tarihlenen birkaç seramik parçası göstermektedir. Bununla birlikte seramiklerin büyük bölümü Orta Demir Çağı’na (MÖ 9.-8. yüzyıllar), özellikle de Luvi Tuwana (klasik Tyana) Krallığı’nın altın çağını yaşadığı MÖ 8. yüzyıla tarihlenmektedir. Gerek surların varlığı gerekse demir bir zırha ait demir pullar gibi buluntular ve daha önce söz edilen, general Parhwira tarafından yazılmış hiyeroglif yazıt, Porsuk’un askerî işlevine tanıklık etmektedir. Parhwira, MÖ 8. yüzyılın sonlarında veya MÖ 7. yüzyılın başlarında Tuwana kralının vasalı olan ya da bizzat Tuwana kralı olarak hüküm süren Masaurhisa’nın hizmetindeydi. Kazı Alanı IV’te, doğu surlarının bir kulesinin girişinin yakınında, 18 kulplu ve boğa başı bezemeli bir pithos ortaya çıkarılmıştır; üzerinde bulunan yaklaşık elli kurşun kenet, bu kabın Antik Çağ’da onarıldığını göstermektedir. Geç Demir Çağı’na tarihlenen seramik parçaları, Porsuk’un Tuwana Krallığı döneminden sonra, özellikle Ahamenişler döneminde de iskân edilmiş olabileceğine işaret etmektedir.

Helenistik ve Roma Dönemleri (MÖ 3. yüzyılın ortaları – MS 3. yüzyılın ortaları)

Porsuk’un Helenistik Dönem’de (II. Tabaka) kentleşmiş olması muhtemel olmakla birlikte, kentsel refahın izleri özellikle Roma Dönemi’nde (I. Tabaka) belirginleşmektedir. Bu durum, bilhassa özenle döşenmiş taş döşeli sokaklarda açıkça görülmektedir.

Orta Çağ Dönemi (MS 9.-14. yüzyıl?)

Porsuk daha sonra terk edilmiş ve Orta Çağ’da, özellikle doğu kesiminde, bir nekropol olarak kullanılmıştır. Bu alanda, mezar hediyelerinden yoksun 130’dan fazla gömü ortaya çıkarılmıştır. Radyokarbon analizleri, bu gömülerin MS 9.–12. yüzyıllara tarihlendiğini göstermektedir. Ölülerin sırtüstü ve başları batıda olacak şekilde, ayrıca elleri sıklıkla göğüste birleştirilerek gömülmüş olmaları, tipik Hristiyan ölü gömme uygulamalarının yapıldığını göstermektedir. İskelet malzemeler Hacettepe Üniversitesi İnsan Davranışsal Ekoloji ve Arkeometri Laboratuvarı’nda (IDEA Lab) korunmakta ve iskeletler üzerinde biyoarkeolojik incelemeler devam etmektedir.

2025 yılında ilk kez Kazı Alanı V’nin doğu kesiminde bir Orta Çağ yerleşimine ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Bu kalıntılar arasında İlhanlı Hanedanı’na (13.–14. yüzyıllar) tarihlenen bir sikkenin bulunması, nekropol döneminden daha geç bir iskân evresinin varlığına işaret etmektedir. 2026 yılında kazı alanının genişletilmesi, daha eski bir mimari evrenin de tespit edilmesini sağlamıştır; ancak bu evrenin tarihlendirilmesi henüz belirlenememiştir.

Porsuk’un Kültürel Mirasının Gelecek Kuşaklara Aktarılması

Ekibin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek amacıyla, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden (ODTÜ) Prof. Dr. Fatma Cânâ Bilsel ile iş birliği içinde yeni bir kazı evi ve yeni bir arkeolojik depo için mimari tasarım çalışmaları yürütülmektedir. Kazı evi karbon ayak izini azaltmak üzere, geleneksel kerpiç yapım tekniklerini yeniden yorumlayan yapı malzemeleri ve yapım teknikleri ile inşa edilecektir. Bu proje kapsamında, Hazine’ye ait 6040 m² büyüklüğündeki bir arazi 2025 yılında Porsuk Kazı Başkanlığı’nın kullanımına tahsis edilmiştir. Arazi, sit alanının hemen karşısında, batı tarafında yer almaktadır.

Ayrıca, sit alanın turistik açıdan geliştirilmesi de planlanmaktadır. Bu değerlendirme çalışmalarına, Kazı Alanı II’de yer alan Hitit Kapısı’nın koruma ve restorasyon projesiyle başlanacaktır. Söz konusu kapının duvarları taş subasman üzerine kerpiçten yapılmış, ahşap zincir ve alçı moloz dolgusuyla güçlendirilmiş olup, 6 metre yüksekliğinde korunmuştur; bu durum Hitit arkeolojisinde benzersiz bir önektir!

  korunmuştur; bu durum Hitit arkeolojisinde benzersiz bir önektir!

Akreditasyon Logosu     
Erişilebilirlik

Metin Boyutu: