“Demokrasi Tarihimiz ve 15 Temmuz” Paneli Düzenlendi


Üniversitemiz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Metin Uçar’ın moderatörlüğünde, çevrimiçi düzenlenen ve sosyal medya ortamlarında canlı yayınlanan panele, Polis Akademisi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş, Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Dr. Öğr. Üyesi Oğuzhan Yanarışık ile Üniversitemiz İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Murat Toman, konuşmacı olarak katıldı.

“Halkın ve milletin topyekun şekilde darbecilere tepki göstermesinin, sokaklara dökülüp darbeyi engellemesinin tarihte çok örneği yok” ifadesini kullanan Prof. Dr. Beriş, FETÖ darbesine karşı halk direnişinin, dünyanın diğer bölgelerinde yaşanabilecek darbelere karşı da ket vurabilecek bir özellik arz ettiğini ifade etti.

Demokrasinin, herkesin her türlü talebinin yanıt bulduğu siyasi sistem olmadığını, demokratik model içerisinde halkta hoşnutsuzluk yaratacak bir takım uygulamalar ve politikaların da olabileceğini ancak yanlış politikaların cezasının seçim zamanında halk tarafından verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Beriş, şunları kaydetti:

“Türkiye’de 1950’den sonra demokrasi yönetimi tesis ediliyor. 1950’de kurulan demokratik yönetimin ömrü çok uzun süreli olmuyor. 1960’da şu veya bu sebeple, makul sebebi de olamaz, zaten darbe gerçekleşiyor. Halkın seçilmiş temsilcileri iş başından uzaklaştırılıyor. 1960 darbesinden sonra darbe girişimlerine, darbe zihniyetine ve darbe mantığına kapı aralanmış oldu. Darbelerin ortak özelliği sisteme, bir takım vesayet kurumlarını yerleştirmesidir. Darbelerle askerler iktidara geliyor ve daha sonra bunlar seçilmiş sivil siyasetçilere yönetimi bırakıyor diye bir şey yok. İş başında kaldıkları süre zarfında bir takım vesayet odaklarıyla, kendi iktidarlarını kalıcı kılacak adımlar atıyorlar. Bu, bir ülkenin demokratik gelişim süreçleri açısından son derece zararlıdır. Bu araçlarla iktidarların sürekli kendilerinde kalmasını sağlamaya çalışıyorlar.”


“15 Temmuz tecrübesi, halkın demokrasi fikrini artık içselleştirdiğini gösterdi”

Prof. Dr. Beşir, 15 Temmuz darbe girişimi ortaya çıktığında, ilk F-16’ların, Ankara’da havalandığında pek çok insanın, darbe ihtimalini düşünemediğini belirterek, şöyle devam etti:

“Ama kısa sürede bunun darbe girişimi olduğu anlaşıldı. 15 Temmuz 2016 günü, 5 sene önce daha sonra FETÖ olarak adlandırılacak bir grubun, TSK, yargı ve emniyet güçleri içerisinde örgütlenen bir gurubun kendi aralarındaki bağlardan yararlanarak organize olma halini kendi lehlerine çevirerek Türkiye’de darbe girişiminde bulundular. Bu darbe girişimi, Türk demokrasisinin gelişmişlik düzeyiyle karşılaştı. Bütün darbe girişimleri biraz sessizlikte karşılanmıştır. Darbe, yapanın yanına kar almıştır. Ancak Anayasa Referandumunda geçmişte darbe yapanların zaman aşımına kalmaksızın yargılanmasına ilişkin düzenlemeyle 12 Eylül darbe failleri hakkında davalar açıldı, bir takım cezalara çarptırıldılar. 28 Şubat darbesinin failleri için de bu durum gerçekleşti. Bu aslında bir bakıma darbecilerle, darbecilikle hesaplaşmanın önemini gösteren unsurdur. Siz darbe konusunda adım atmazsanız yapanın yanına kar kalırsa bir süre sonra kendileri için ödenecek bedel olamadığını anladıklarında yeni darbe girişiminde bulunabilirler. Bu durum ortadan kaldırmak için referandumda alınan kararlar önemliydi. 15 Temmuz tecrübesi, halkın demokrasi fikrini artık içselleştirdiğini gösterdi.”


“15 Temmuz’dan çıkarılacak dersler…”

Prof. Dr. Beşir, terör örgütü FETÖ’nün başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişiminden alınması gereken bir takım dersler bulunduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Millet artık demokrasine sahip çıkıyor, canı pahasına sahip çıkıyor. Bizde, ‘biz demokrasi için bedel ödemedik, o yüzden kıymetini bilmiyoruz’ denilirdi ama biz 15 Temmuz’da bedel ödedik, geçmişe göre çok daha fazla kıymetini biliyoruz. Bundan sonra hiçbir grup, TSK veya başka mekanizmalar içerisinde, eskisi kadar cesaret edemeyecektir. Onlar da halkın kendilerine direnç göstereceğini biliyorlar. Son ders; devletin bütün eylem ve işlemlerinde vatandaşlarına eşit olması gerekiyor. Belli gruplara yönelik ayrıcalıklarla devlet içinde gizli örgütlenmeye gidilmesi, bir süre sonra size çevrilmiş silah olarak dönebiliyor. Bunun da göz önünde bulundurulması gerekiyor.”


Dr. Öğr. Üyesi Yanarışık: “Geleneksel medyanın darbeye karşı sağlam duruş sergilemesi önemliydi”

Polis Akademisi Başkanlığı Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Dr. Öğr. Üyesi Oğuzhan Yanarışık da “15 Temmuz öncesi ve sırasında geleneksel ve sosyal medya” konulu sunum yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Yanarışık, sosyal medyanın krizlerin başladığı ve çözüldüğü birer mecra olduğunu belirterek, bu yeni medya ortamlarının terör örgütleri tarafından da etkin bir şekilde kullanıldığını söyledi.

Emniyetin verilerine göre, sosyal medyada 126 bin terör örgütü hesabı bulunduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Yanarışık, bu hesapların 50 bininin terör örgütü FETÖ, 17 bininin PKK ve binin ise DEAŞ üyeleri tarafından yönetildiğine işaret etti.

Sosyal medyayı en aktif kullanan terör örgütünün FETÖ olduğunu kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Yanarışık, “FETÖ, 15 Temmuz öncesinde sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanmıştır. FETÖ,  geleneksel medya araçlarını ve sosyal medyayı kullanarak 15 Temmuz’a giden yolun algısal boyutunu oluşturdu” dedi.

Dr. Öğretim Üyesi Yanarışık, 15 Temmuz 2016’dan önce, darbe girişiminin algısal boyutunu oluşturan FETÖ mesajlarını anımsatarak, şöyle konuştu:

“Ortak noktalarından birisi darbeye halk tarafından direniş olmayacağına dair inanış olduğu görülüyor. En büyük yanılgıları, buydu. Darbe olmaya başladığında ilk verdikleri sosyal medya mesajları ‘sıkı yönetimin ilan edildiği, herkesin evine gitmesi gerektiği’ yönündeydi. Yine, darbenin başarılı olduğu ve Cumhurbaşkanının yurt dışına çıktığına dair yalan haberler paylaşıldı. Sosyal medyayı sadece darbeciler değil darbeyi engelleyen halk da çok kullandı. Geleneksel medya, göreceli olarak iyi sınav verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefonla bağlanarak yaptığı çağrı, birkaç kanalda yayınlandı. Televizyon kanallarının, dolayısıyla geleneksel medyanın sağlam duruş sergilemesi önemliydi. Cumhurbaşkanının hesapları ve resmi hesaplardan da darbeye direnilmesi yönünde paylaşımlar yapıldı. Halk aynı zamanda Facebook ve Periscope kullanarak anlık durumu yansıttı.”

Darbe girişimi sürecinde, 15 Temmuz ve 20 Temmuz tarihlerinde sosyal medyadan 20 milyon Türkçe mesajın paylaşıldığını,  bunların yüzde 82’sinin darbe karşıtı, sadece yüzde 18’inin ise darbe yanlısı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Yanarışık, “Halk hem meydanları hem de sosyal medyayı darbecilere bırakmamıştı” dedi.

Batı medyasının ise oldukça kötü sınav verdiğine dikkati çeken Dr. Öğr. Üyesi Yanarışık, “Darbeye ilk başta imalı yolla destek verdiklerini, darbenin başarılı olduğuna dair yalan haber yaptıklarını, halkı yıpratma çalışması yaptıklarını görüyoruz. Batı medyası diğer pek çok darbede görüldüğü gibi yine darbenin yanında yer almışlardı. Darbenin gerçek darbe olmadığına dair yayınlar da görmekteyiz. Sahnelenmiş tiyatro olduğuna dair gündem oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.


“Facebook’tan vazgeçiyorlar,  Instagram’a yöneldiklerini görüyoruz”

Terör örgütü FETÖ’nün bugün de sosyal medyadan sahte hesaplarla, bazı toplumsal meseleleri kullanarak halkı yönlendirmeye çalıştığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Yanarışık, şunları söyledi:

“Mesela Suriyelileri istemiyoruz diye bir hashtag açanların örgütün sahte hesaplarından oluştuğunu görüyoruz. Bu hesaplar, birçok farklı siyasi, dini kimliği maske olarak kullanmaya devam ediyorlar. Twitter, özellikle yoğunluklu olarak kullanılıyor. Facebook’tan vazgeçiyorlar,  Instagram’a yöneldiklerini görüyoruz. 15 Temmuz darbe girişimi tamamen bitmiş vaka değil, etkileri günümüzde de devam etmektedir. FETÖ pes etmiş değil ve bugün sizlerin düzenlediği bu paneller hafızanın tazelenmesi açısından çok büyük önem arz ediyor.”


Dr. Öğr. Üyesi Toman: “Darbelerle, Türkiye’nin ABD’nin çıkarlarına aykırı hareket etmemesi gerektiğini hatırlatıyorlar”

Panelde, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültemiz Dr. Öğr. Üyesi Murat Toman da “Darbeler Tarihi” konulu sunum yaptı.

Türkiye’de yaşanan darbelerin arka planında, ABD’nin oynadığı role işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Toman, şunları kaydetti:

“1953’te Eisenhover döneminde Türkiye ve ABD arasında balayı dönemi sona ermiştir. Eisenhover, ABD’nin dış ülkelere yardım etmesine karşı çıkmış, yardım bütçesini 85 milyar dolardan 17 milyar dolara indirmiştir. Bu karar Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler için yıkım olmuştur. Türkiye, ABD’den teknik desteğe ve daha çok paraya ihtiyacı olan bir ülkeydi. Ancak ABD’nin para musluklarını kısmasıyla birlikte iki ülke arasındaki ilk gerilimler ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin ABD’den talebi maddi destek ve kredi talebiydi. Ancak Eisenhover tarafından bu talep kabul edilmemiş, bazı ekonomik tavsiyelerle IMF adres gösterilmiştir.  Dönemin Başbakanı Adnan Menderes tarafından bunlar kabul edilmemiştir. Menderes, iktidarının daha da devam edebilmesi için, halkın refah içinde yaşayabilmesi için ABD’den destek talebi kabul edilmeyince SSCB ile görüşmeye başlamış ve bu görüşmeler ilk dönemde ABD tarafından göz ardı edilmiş ancak 1958’e doğru alınan mali destek kaygıya yol açmıştır. İlk kez Türkiye’nin yoldan çıktığına dair, yola getirilmesine dair yargılar ve değerlendirmeler görmekteyiz. Menderes’e karşı ilk ciddi tepkiler, ABD’de ortaya çıkmıştır. 1960’a gelindiğinde ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine bakıldığında, Türkiye ile CIA üzerinden iletişime geçilerek darbe için adım attıklarını görmekteyiz. 1960 darbesi CIA yardımıyla yapılan bir darbe olmuştur. ABD, darbeden sonra Menderes hükümetinden esirgediği yardımları Türkiye’ye vermiştir.”

Dr. Öğr. Üyesi Toman, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat süreci ve 15 Temmuz girişiminde de 1960 darbe döneminde olduğu gibi Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinin benzer özellikler arz ettiğini dile getiren eden Dr. Öğr. Üyesi Toman, “Türkiye’deki darbelerin ortak yönü şudur; özetle Amerikan yüz yılında yaşayan ülke olarak Türkiye’nin ABD’nin çıkarlarına aykırı hareket etmemesi gerektiğini hatırlatıyorlar. İleride de hatırlatacaklardır. Ben 15 Temmuz darbelerinin sona ereceğini zannetmiyorum. Türkiye’nin bu nedenle yeni bir dış politika anlayışına, kamu diplomasi odaklı, geleneksel olmayan diplomasi yollarıyla yumuşak güç politikalarıyla kendini tüm dünyaya anlatması gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.


HIZLI ERİŞİM

Instagram Twitter Facebook Youtube